10 Nis 2014

Ölüm :(

alıntıdır.
     Bugün genç, nişanlı biri canına kıymış. Ailesi, sevdikleri perişan bir halde ağlıyorlar. Ölen genci tanımıyorum ama yine de üzüldüm, içim acıdı. Ölüm neydi ki? Sevdiklerimizi, sevenlerimizi ardımızda bırakıp gitmek mi? Ya o kişi benim yakınım olsaydı veya ölen kişi ben olsaydım...


     Bir an silkindim. Kendimi ölen gencin yerine koydum. Zordu hem de çok zor. 
     Annem, babam, kardeşlerim perişan. Gözler beni arıyor, ben ise tabutta, omuzlar üzerinde mezara doğru gidiyorum. Sevdiklerimi sevenlerimi gözleri yaşlı bırakıp gidiyorum. Dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkmışım, ebedi uykuya dalmışım. Ne ben sevdiklerime sarılabilecekğim, ne de sevdiklerim bana...
     Acı ama gerçek... Hayatın tek değişmeyen gerçeği.



    Ölüm... aslında bir doğum...
    Ruhun bedenden ayrılması, bu dünyadaki yolculuğunun sona ermesi...
    O çok sevdiğimiz, bir yerlere gelebilmek için çırpındığımız yalan dünyaya veda...
    Ebediyete yolculuk...
    İman ehli için huzur, kafirler için sonsuz azab...
 
     Gerçek Sevgiliye, büyük Aşk'a, Yaradan'a kavuşma...

*****

     Ve az önce, ben bu postu hazırlarken koşumuzun kanser hastası eşi vefat etti.
Rabbim ona ve hepimize rahmet eylesin, son nefesimizde imandan ayırmasın.
 
     Biz hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarken, gelecek için hayaller kurup planlar yaparken, nefsimize aldanıp eğlenceye dalmışken, kendimize yakıştıramadığımız o çok uzak gördüğümüz ölüm gerçeği bize bir nefes kadar yakın, hiç beklemediğimiz bir anda geliyor. 

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder