11 May 2013

Cehennem ve Cennet'teki Şeyler {1}

Es-selamu Aleyküm... Bugün üç ayların başlangıcı. 
Rabbim nice yıllar sevdiklerimizle birlikte bu günleri görmemizi nasib etsin. {Amin}
Allah'tan bir mani' gelmezse önümüzdeki günlerde üç aylar ile ilgili ayrıca bir yazı hazırlamak istiyorum. Ama önceliği uzun zamandır paylaşmak istediğim Cennet ve Cehennem ile ilgili yazıyı sizlere sunmak istedim. Ben okuyunca çok etkilendim, hatta hayatımda bazı değişiklikler yaptım.
Bu konuyu yayınlayıp yayınlamama konusunda da çok kararsız kaldım. Birilerine faydalı olabilmek adına paylaşmaya karar verdim. Çok uzun bir konu olduğu için parça-parça yayınlayacağım.
Sözü fazla uzatmadan konuya geçeyim en iyisi. 
Nutkum tutuldu söyleyecek söz bulamıyorum daha...



**********


     Ebu Hureyre(r.a.)'den bildirilen hadis-i şerifte Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki;

"Meydana gelmesinde asla şüphe edilmeyen kıyamet günü olunca, insanlar mahşer yerine toplandıkları zaman, halkı bir karanlık kaplar. Ayet-i Kerime gereğince karanlığın koyuluğundan insanlar birbirlerine bakamaz, birbirlerini göremezler. Ayakta dururlar. İnsanlar bu halde iken, Allah-u Teala meleklere tecelli eder. İlahi Nur'u ile mahşer yeri aydınlanır, karanlık açılır, insanları Rabb'lerinin Nuru kaplar. Melekler ise Arşın etrafında tavaf etmekte Hamd edip Cenab-ı Hakk-ı tesbih ve takdis etmektedirler. İnsanlar saf saf kıyamda, her ümmet ve cemaat bir tarafta bulunmakta iken amel defterleri ve mizan getirilir. Amel defterleri konup mizan meleklerden birinin eline asılır. O melek mizanı bir kere yükseğe kaldırır, sonra aşağı indirir. Bu zaman Cennet'ten bir perde açılıp Cennet rüzgarı gelmeye yayılmaya başlayınca, müslümanlar kendi terlerini misk gibi bulurlar. Halbuki kendileri ile Cennet arasında beşyüz yıllık mesafe vardır. Sonra Cehennemden de perde kaldırılır. Koyu bir duman ile Cehennem rüzgarı esmeye başlayınca , mücrim ve müşrikler terlerini pis ve kerih görürler. Halbuki onlar ile Cehennem arasında beşyüz yıllık mesafe vardır. Sonra Cehennem büyük bukağı ve zincirlerle bağlı olduğu ve <Üzerinde ondokuz melek vardır> ayet-i kerimesinde bildirildiği gibi, ondokuz hazin ve her birinin emrinde yetmiş bin melek olduğu halde itilerek Arasat Meydanına getirilir. Ondokuz melekten her biri kendi yardımcıları ile O'nu iterler. Sağında, solunda ve arkasında yürürler. Her meleğin elinde demirden gürzler vardır. Cehenneme bağırıp O'nu yürütürler. Cehennemin merkeb anırması gibi korkunç ve çirkin sesi, şiddet, karanlık ve dumanı, ehline gazabının şiddetinden meydana gelen alevi ve korkunç taşması vardır. Bu hal ile Cehennemi getirirler. O'nu Cennet ile insanların durduğu yer arasına koyarlar. İnsanlara doğru bakıp, onları yutmak için üzerlerine hamle ve hücum eder. Melekler bukağı ve zincir ile O'na mani' olurlar.  Kendisinin insanları yutmaktan men'edildiğini görünce şiddetle öyle bir feveran ve galeyana gelir ki, ayet-i kerimede bildirildiği gibi, <gayz ve gazabından parça parça olmak derecesine gelir.> Sonra yine bir çeşit avaz ile seslenir. İnsanlar Cehennemi böyle görünce, kendilerinde meydana gelen korkunç dehşet ile yürekleri boğazlarına gelip ne olduklarını şaşırırlar."

   Bir kimse Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ; " Ey Allah'ın Resul'u ! bana Cehennemi anlatınız" dediğinde Pergamber (sav) "Peki" dedi ve anlatmaya başladı: "Cehennem şu dünyanın yetmiş büyüklüğündedir. Çok karanlıktır. Yedi bölümü ve her bölümde otuz kapısı ve her kapının üç gecelik genişliği vardır. Onu yetmiş bin melek tutar. Bu melekler çok kuvvetlidir. Yüzleri ekşi, gözleri ateş renkleri ateş alevi gibidir. Burunları deliğinden büyük alevler, korkunç duman saçılır. Onlar Allah-u Teala'nın emrini ve buyruğunu beklerler. Bu hal ile  Cehennem Allah-u Teala'dan secde için izin ister, secdesine izin verilince Cehennem Allah-u Teala'nın dilediği kadar secde eder. Allah-u Teala <kalk> buyurur ve Cehennem: < Hamd ve sena o Allah'a mahsustur ki, kendisine asi olanlardan intikam almak için beni yarattı ve mahlukattan hiçbir şeyi benden intikam almak için yaratmadı> der" buyurdu.

  Hadi-i Şerif'de yine: " Cehennem bundan sonra açık açık ve fasih bir dille <Bundan bana hamd etmeyi nasib eden Allah-u Teala'ya hamd oldun> der. Sonra büyük bir heybetle, şiddetli bir ses ile kükreyince, mukarreb meleklerden , peygamberlerden ve mevkafta bulunanlardan her biri bu sesten ürkerler. Sonra ikinci def'a kükrer. Mahşerdekilerin gözlerinden yaşlar akar. Üçüncü def'asında yüksek bir sesle öyle bir bağırır ki, insan ve cinden ne kadar çok ameli olursa olsun düşmeyen kalmaz. Dördüncü def'a kükreyip bağırınca, kimsenin konuşmaya mecali kalmaz. Ancak Cebrail, Mikail ve İbrahim Halilullah Arş-ı Ala'ya yapışıp, hepsi <nefsi, nefsi> deyip Cenab-ı Hakk'a yalvarırlar."

    Peygamber (sav) Efendimiz bundan sonra buyurdu; "Bundan sonra Sırat Cehennem üzerine kurulur. O Sırat için yedi yüz bölüm ve uzun müddet eğlenip kalacak yer vardır. Her bölümün uzunluğu yetmiş yıllık yoldur." Bazı rivayetlerde yedi bölüm vardır. "Sıratın uzunluğu birinci tabakadan ikinci tabakaya kadar beş yüz yıllık yoldur. Üçüncüden dördüncüye, dördüncüden beşinciye, beşinciden altıncıya, altıncıdan yedinciye beşer yüz yıllık yoldur. Yedinci tabaka, diğer tabakaların en sıcağı, en derini ve ateş bakımından yetmiş kere fazla ve şiddetlisidir. Dünya (yani en yakın) tabakası ve Cehennemin birinci tabakasıdır. Onun alev ve ateşi Sıratın sağ ve solundan üç mil yükseğe çıkar. Her tabaka üstünde bulunan tabakadan azabların çeşidi, ateş ve hararet bakımından yetmiş kere fazla şiddetlidir. Her tabakada deniz, nehir, dağ ve ağaçlar vardır. Her dağın uzunluğu yetmiş bin yıllık mesafedir  Her tabakada yetmiş dağ vardır. Her dağın yetmiş bin bölümü vardır. Her bölümde yetmiş bin zehirli, dikenli ağaç vardır. Her ağacın yetmiş bin dalı, her dalında yetmiş yılan ve akrep, her yılanın boyu birkaç kilometredir. Akrepler büyük develer gibidir. Her ağaçta bin meyve ve her meyve şeytanlar başı denilen korkunç ve bed görünüşlü yılan gibidir. Her meyvede yetmiş kurt, her kurdun boyu yüz metre kadardır. Bazı meyvelerde kurt olmayıp ancak diken vardır." buyurdu.


 *Not: Seyyid Abdülkadir Geylani Hazretlerinin Gunyetut'talibin (İlim ve Esrar Hazinesi) kitabından alınmıştır.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder